Uzayzaman Rehberi Platformu canlı webinarlar, paneller, tamamlayıcı
dersler ve kesintisiz sohbetlerle hayatı anlamanın yöntemini,
yeni fikirler geliştirebilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz algoritmayı
edinebileceğiz platformdur.



img

Uzayzaman Rehberine Giriş

 

İnsanların büyük bir çoğunluğu kendi özgür iradelerinin olmadığını düşünerek bir yanılgının içine düşer. Birçok insana göre evrende her şeyin kaydının tutulduğu, her şeyin konumunun, hareketinin belirlendiği bir düzen bulunuyor. İnsanların büyük bir çoğunluğu belirlenebilir olan bir evrende yaşıyor olduğumuza kesin gözüyle bakıyor. Onlara göre, geleceği belirli olan bu evren bizler ne yaparsak yapalım önceden kestirilebilir olmasından kaynaklı özgürlüğün, özgür iradenin olmadığı bir evrendir.

 

Oysa özellikle son yüzyılda görecelilik kuramları ve kuantum mekaniği sayesinde elde ettiğimiz bilgiler evrenimizin Newton mekaniğinin tespit etmiş olduğu basit kurallarla işlemediğini söylüyor. Yeni fizik öğretileri bize, uzay ve zamanın birbirinden bağımsız olgular olmadığını gösterdiği kadar, bu olguların algımızla da doğrudan ilişkili olduğunu söylüyor. Newton’un iddia ettiğinin aksine; içinde olsak da, olmasak da hayatın üç boyutlu bir uzayda gelişmiş olmadığını gösteriyor. Biz içinde olmadan hayatın kendiliğinden seyir halinde olamayacağını anlatıyor.

 

Newton’un sıradan ve belirlenebilir fiziğinin aksine yeni fizik anlayışı çok çarpıcı ve heyecan verici fikirlerin doğmasına neden oluyor. Belirlenemez olduğumuza, dolayısıyla özgür bir iradeye sahip olduğumuza dair yeni kanıtlar oraya koyuyor. Geçmiş ve gelecek diye tanımladığımız olguların zihnimizle ilişkisini tespit ederek varlığımız hakkında yeni fikirlere ulaşmamızı sağlıyor. Geçmişte yaşandığından emin olduğumuz çocukluk anılarımızın tıpkı gelecekle olan ilişkimiz gibi zihnimizin sınırları içinde gerçekleştiğini tespit etmemize neden oluyor. Zihnimizdeki etkileşimleri evrenin merkezine taşıyor.

 

Yeni fizikçiler elbette ki bütün bunları eski fizikçilerle inatlaşmak, eski fizik anlayışını ortadan kaldırmak adına yapmıyor. Fizikçiler iddialarını keskin hesaplarla, sayısız gözlemi ölçü alarak ortaya koyuyor. Fizikçiler mesela gezegenimizi çevreleyen uzayın içindeki gökadalarından gelen eş zamanlı görüntüleri yan yana koyuyor. Ortaya çıkan tabloda en yakın gökadaya bakarken gerçekte yüz binlerce ışık yılı öncesini gördüğümüzü, en uzakta olana bakarken de bu gök adanın milyarlarca ışık yılı önceki görüntüsüne baktığımızı tespit etmiş oluyor. Evrende şimdiki zaman olarak tanımladığımız deneyimimiz içinde geçmiş olarak tanımladığımız deneyime de yer olduğunu bunun gibi gözlemlere tanıklık ederek ortaya koyuyor.

 

Mesela bize en yakın yıldız olan güneşin saçtığı ışık parçacıkları dünyamıza sekiz dakika sonra ulaşıyor. Bu durum güneşin aniden kaybolması durumunda bile bu gerçeği sekiz dakika sonra öğrenmemiz anlamına geliyor. Işık hızı bir bilginin en hızlı şekilde yayılabileceği araç olduğu için güneşte yaşanan herhangi bir değişimi daha kısa sürede tanıklık edebilecek bir araç bulunmuyor. Milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki gökadaların milyarlarca ışık yılı öncesinin görüntüleri bu nedenle şimdiki zamanımıza ulaşabiliyor. Işığın uzayda kat etmesi gereken süre bu nedenle her değişimi geçmişe, dünyamızı da bu değişime göre geleceğe taşıyor.

 

Oysa eğer evrende bir geçmişten ve gelecekten söz ediyorsak, o halde evrende sadece şimdiki zaman olarak tanımladığımız ‘şu an’ın olması gerekiyor. Yani evrenin bütününün, geçmişten ve gelecekten bağımsız bir şekilde ‘şu an’ıyla gözlenebilmesi gerekiyor. Şimdiki zaman içinde, ‘şu anda’ geçmişle karşılaşmıyor olmamız gerekiyor. Işığın veya başka herhangi bir olgunun yer değiştirmesinden bağımsız bir evrenin gerçekleşmesi gerekiyor. Oysa görünen o ki evrende birbirinden bağımsız bir uzay ve zaman bulunmuyor. Demek ki geçmişten gelip geleceğe doğru akan tek yönlü evren algımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.

 

Bütün bunlar gösteriyor ki evrenin hiçbir noktasında ortak bir zamanın bulunma olasılığı görünmüyor. Eğer durum böyleyse geçmişte yaşandığını düşündüğümüz, belleğimizdeki hatıralarımız tam olarak hangi konumdaki zamanda yaşanmış oluyor? Bedenimizi çevreleyen, zihnimizden bağımsız olarak var olduğunu düşündüğümüz evrenin kuralları birdenbire geçerliliğini yitiriyor. Tıpkı Kopernik’in güneş merkezli bir uzayda yaşadığımızı tespit ederek içinde yaşadığımız gezegen hakkındaki düşüncelerimizi tamamen değiştirmesi gibi Einstein da içinde yaşadığımız evren hakkındaki düşüncelerimizi alt üst etmiş bulunuyor. Einstein’dan başlayarak günümüze kadar bütün fizikçiler uzay ve zaman olgularının birbirinden bağımsız olmadığını, bu olguların birlikte uzayzaman olarak anılması gerektiğini kabul ediyor.  

 

Fizikçilerin uzaydan bağımsız bir zamanın olamayacağını, daha doğrusu bu olguların etkileşim ile birbirlerine bağlı olduklarını tespit ediyor olması şaşırtıcı kuramların ortaya çıkmasına neden oluyor. Dolaşıklık kuramı, ikizler paradoksu gibi anlamakta zorlandığımız fikirlerin gelişmesini sağlıyor. Mesela harekete bağlı olarak değişen zaman tıpkı geçmişin geleceği belirlediği gibi geleceğin de geçmişi belirleyebildiği fikrinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bizler her ne kadar bugüne kadar geçmişi geleceğin oluşmasının kaynağı olarak düşünüyor olsak da aslında bu olgular arasında, sandığımız gibi tek yönlü bir ilişki bulunmuyor. Etkileşmek bu iki olguyu birbirine iki yönlü olarak bağlıyor.

 

Basit etkileşimlerden daha karmaşık etkileşimlerin geliştiği bir sistemde, sistem karmaşıklaştıkça basit olanın karmaşık olana etkisi azalıyor. Karmaşık olanın basit olana etkisi giderek artıyor. Örneğin birey, toplumu meydana getiren basit bir unsura karşılık gelirken, karmaşık unsura karşılık gelen toplum da bireyin davranışlarına yön veriyor. Aynı bağlantı atomaltı parçacığın bir molekülü meydana getirmesi için de kurulabiliyor. Molekülü meydana getiren atomaltı parçacık da molekülün etkisi altında davranış ortaya koymak zorunda kalıyor. Atom altı parçacıkların her olasılık içinde süper pozisyonda bulunması, belirsizlik ilkesi gibi durumlar da yine etkileşimselliğin bütün evreni ilişkilendiriyor olmasından kaynaklanıyor.

 

Tıpkı bir havuzun içindeki su dokusu gibi, her boşluğun davranışla (etkileşimle) dolduğu evrende her nokta, birbiriyle ilişki içinde olduğu bütünü oluşturuyor. Bizlerin de içinde bunduğu bu havuzda bütün davranışlar birbiriyle ilişkileniyor. Bizleri çevreleyen su molekülleriyle dolu bu havuzda davranış ortaya koyarken bütün molekülleri etkilediğimiz gibi aralarında boşluk bulunmayan, davranışlar üzerinden bütünleşen evrende varlığımız gerçekte bütün evrenle ilişkileniyor. Bu ilişkilenmeyi sağlayan unsur uzayzaman olarak adlandırılıyor. Bu ilişkilenmeyi anlamamız için gerekli algoritmayı edinmemizi sağlayan yönteme uzayzaman rehberi deniyor. 

 

Eğitimlerimiz


Videolar


Duyurular

img

Eğitmenlerimizi Mezun Etmeye Devam Ediyoruz

Uzayzaman Rehberi Platformu Eylül ayında ikinci eğitmen grubunu mezun etti.

img

Büyük Gün 04 Ekim!

Uzayzaman Rehberi Platformu Uzayzaman Rehberini edindirmeye 04 Ekim’de başlıyor. 

img

Uzayzaman Rehberi Platformu İlk Mezunlarını Verdi

 

Uzayzaman Rehberi Platformu İlk Mezunlarını Verdi.

İletişim